Özet
Bu çalışma, olağanüstü halin modern hukuk ve siyasette bir istisna mı yoksa giderek bir yönetim kuralı mı olduğu sorusunu, 11 Eylül sonrası "güvenlik çağı" bağlamında tartışmaktadır. Çalışmanın çıkış noktası, savaş ile barış, savaş erki ile polis erki arasındaki klasik hukukî sınırların bulanıklaşmasıdır: savaş artık ilan edilmemekte, "operasyon" ve "güvenlik tedbiri" adı altında süreklileşmektedir. İzlenen yöntem kuramsaldır; Carl Schmitt'in egemenlik ve olağanüstü hal kavramsallaştırması, Giorgio Agamben'in istisna hali çözümlemesi ve Mark Neocleous'un güvenlik eleştirisi karşılaştırmalı biçimde okunmuş; kuramsal tartışma ile teröre karşı savaşın somut hukukî mekânları yan yana getirilmiştir. Çalışma, kavramın 11 Eylül sonrası görünümleriyle sınırlandırılmış olup belirli bir ülkenin güncel iç siyasetine ilişkin bir değerlendirme taşımaz.
Çalışma, olağanüstü halin artık hukuk düzenini geçici olarak askıya alan istisnaî bir tedbir olmaktan çıkıp, modern devletin kendi iktidarını yeniden ürettiği kalıcı bir yönetim tekniğine dönüştüğünü; bu dönüşümün de güvenliğin her şeyi kapsayan bir üst kavram hâline gelmesiyle mümkün olduğunu ileri sürer. İstisnanın kural hâline gelmesi, hukukun güvenlik adına kendi kendini askıya aldığı bir gri bölge yaratır. Hukuk ile güvenlik arasındaki gerilimi kuramsal düzeyde kavramak isteyen okuyucu için çalışma, "olağanüstü" sayılanın çoktan olağanlaştığını gösteren bütüncül bir çerçeve sunmayı amaçlar.
Anahtar kelimeler: Olağanüstü Hal, İstisna Hali, Güvenlik, Savaş Erki, Egemenlik · Keywords: State of Emergency, State of Exception, Security, War Power, Sovereignty
"Savaş", modern hukukun en sıkı tanımladığı kavramlardan biridir: ilanı, tarafları, kuralları ve sonu vardır. Oysa bugün savaş ilan edilmiyor. Onun yerine "operasyon" düzenleniyor, "müdahale" yapılıyor, "güvenlik tedbiri" alınıyor. Adı değişen şey yalnız bir kelime değil, bir hukukî kategoridir; çünkü savaş ilan edilmediğinde, savaşın hukuku da devreye girmez. Bu adlandırma kayması, çağımızın en sessiz ama en derin hukukî dönüşümlerinden birine işaret eder.
Bu çalışmanın sorunsalı bu kaymada düğümlenir. Eğer savaş hiç bitmiyor, yalnızca "operasyon" adı altında süreklileşiyorsa; eğer güvenlik tehdidi kalıcı ilan edilip olağanüstü yetkiler kalıcılaşıyorsa, o zaman "olağanüstü hal" hâlâ bir istisna mıdır, yoksa yönetimin olağan biçimi hâline mi gelmiştir? Soru teknik bir hukuk sorusu değildir; egemenliğin, hukukun ve güvenliğin birbiriyle ilişkisine dair temel bir soruyu içerir: Hukuk, kendini hangi koşulda ve kimin kararıyla askıya alabilir?
İzlenen yöntem kuramsaldır ve karşılaştırmalı bir okumaya dayanır. Olağanüstü halin egemenlikle ilişkisini kuran Schmitt geleneği, bu ilişkinin günümüzdeki radikal sonucunu çözümleyen Agamben ve güvenliğin savaş ile polisi nasıl tek bir mantıkta birleştirdiğini gösteren Neocleous bir arada okunmuştur. Çalışmanın kapsamı, kavramın 11 Eylül sonrası küresel görünümleriyle ve özellikle "teröre karşı savaş" pratiğiyle sınırlandırılmıştır; herhangi bir ülkenin güncel iç siyasetine ilişkin bir yargı içermez. Literatür kavramı çoğu kez ya saf bir hukuk sorunu ya da saf bir felsefe sorunu olarak ele alır; bu çalışmanın doldurmaya çalıştığı boşluk, hukukî kategori (savaş, olağanüstü hal) ile siyaset-kuramsal kategoriyi (egemenlik, istisna, güvenlik) birlikte tutarak, "olağanüstü"nün nasıl "olağan" hâline geldiğini göstermektir.
Savaştan Operasyona: Güvenliğin Üst Kavram Hâline Gelmesi
Neocleous'un güvenlik eleştirisinin merkezinde basit ama sarsıcı bir gözlem vardır: çağdaş iktidar, yaptığı şeye "savaş" demekten kaçınır. Askerî teorisyenlerin ve siyasetçilerin dilinde savaş; "operasyon", "yan savaş", "etki odaklı operasyon", "asimetrik savaş" gibi adlandırmalarla parçalanır. Bu parçalama masum değildir: savaş bir kez "operasyon" diye adlandırıldığında, ona savaş hukukunun getirdiği sınırlamalar da gevşer.1 Böylece savaş, ilan edilen ve biten bir olay olmaktan çıkıp, hiç durmayan, sürekli ve süresiz bir hâle gelir.
Bu sürekliliği mümkün kılan üst kavram güvenliktir. Neocleous'a göre güvenlik, savaş erki ile polis erkini tek bir mantıkta birleştirir: dışarıdaki düşmana karşı yürütülen savaş ile içerideki nüfusu düzenleyen polis, "güvenlik" başlığı altında aynı sürecin iki yüzü hâline gelir.2 Savaş ile barış, dış ile iç, asker ile polis arasındaki klasik hukukî ayrımlar bulanıklaştığında, geriye kalıcı bir seferberlik hâli kalır. Güvenlik, tanımı gereği hiçbir zaman tam sağlanamayacağı için, onun adına alınan olağanüstü yetkiler de hiçbir zaman tümüyle geri alınmaz. İşte olağanüstü halin normalleşmesi, tam da bu noktada başlar: tehdit kalıcı ilan edildiğinde, ona karşı alınan istisnaî tedbir de kalıcılaşır.
İstisnanın Kuralı: Schmitt'ten Agamben'e
Bu dönüşümün kuramsal kökleri, egemenlik ile olağanüstü hal arasındaki bağı kuran Schmitt'e uzanır. Schmitt'in ünlü tanımına göre egemen, olağanüstü hâle karar verendir; yani egemenlik, hukukun normal işleyişini askıya alma yetkisinde görünür hâle gelir. Ercan'ın karşılaştırmalı çözümlemesinde gösterdiği gibi, Schmitt için olağanüstü hal, hukukun dışındaki bir boşluk değil, egemenliğin kendisini açığa vurduğu kurucu bir andır.3 Bu kavrayışta istisna, kaideyi bozan bir arıza değil, kaidenin üzerinde durduğu zemindir.
Agamben bu fikri bir adım öteye taşır ve çağımıza taşır. Onun çözümlemesinde istisna hali artık geçici ve olağan dışı bir durum değildir; modern siyasetin kalıcı paradigması hâline gelmiştir. Yağbasan'ın özlü ifadesiyle, Agamben'de istisna "bir dışlanma hâli olmaktan çıkıp kaide hâline gelmiştir."4 İstisna hali, hukukun ne tümüyle yürürlükte ne de tümüyle askıda olduğu, kendini askıya alarak yürürlükte kaldığı bir gri bölgedir. Kahveci ve Aras'ın işaret ettiği gibi, bu durumda hukuk ile şiddet arasındaki sınır silinir; istisna, modern politika içinde bir yaşam biçimine dönüşür.5 Modern egemenlik kuramının özünü "olağan" değil tam da bu "istisna" oluşturur: olağanüstü hal, egemenliğin nomos'u, yani kurucu yasasıdır.6
Ünlü'nün egemenliğin politik ontolojisi üzerinden geliştirdiği okuma, bu dönüşümü bir olumsallıktan çıkarıp bir zorunluluğa bağlar. Agamben'de istisna, hukukun ne tümüyle içinde ne tümüyle dışında olduğu bir "kayıtsızlık bölgesi"dir; hukukun "içi" ile "dışı" arasındaki ikiliğe dayanan her düzen —ister liberal demokrasi ister otoriter olsun— bu ikiliğin kısır döngüsüne mahkûmdur. Bu nedenle olağanüstü hal, hukukun yönetip düzenleyeceği geçici bir kriz olarak anlaşılamaz; tersine, egemen istisnanın ontolojisi istisnayı "düzenli hâle gelene kadar yeniden üretmeye" yazgılıdır.7 Olağanüstü halin olağanlaşması, bu okumada arızî bir sapma değil, egemenlik mantığının kendi iç gerekliliğidir.
Güvenliğin Mekânı: Kamp, Guantanamo ve Çıplak Hayat
İstisnanın normalleşmesi soyut bir kuram değildir; somut mekânları vardır. Agamben'in çözümlemesinde bu mekânın adı kamptır: hukukun askıya alındığı, ama bu askıya almanın kalıcılaştığı bir bölge. Çelebi'nin erken bir değerlendirmesinde belirttiği gibi, kamp, olağanüstü hallerde başvurulan geçici bir güvenlik önlemi olmaktan çıkıp, kuraldışını kural hâline getiren bir mekânsal düzenleme olarak modern hayatın içine yerleşmiştir.8 Kampta birey, hukukî kişiliğinden soyularak, Agamben'in deyimiyle "çıplak hayat"a indirgenir: ne tam yurttaş ne tam insan, yalnızca güvenlik aygıtının nesnesi.
Bu çözümlemenin çağdaş karşılığı, teröre karşı savaşın hukukî mekânlarında en açık biçimde görülür. Arıöz ve Özekin'in gösterdiği üzere Guantanamo ve Ebu Gureyb, istisna halinin mekânsal temsilleridir: ne savaş esiri ne sanık olan, hiçbir hukukî statüye tam olarak girmeyen insanların, hukukun bilerek askıya alındığı bölgelerde tutulduğu yerler.9 Bu mekânlarda hukuk, egemenin kararı lehine araçsallaştırılır; güvenlik gerekçesi, hukukî güvencelerin yokluğunu meşrulaştırır. Böylece savaş erki ile polis erkinin güvenlik altında birleşmesi, istisna halinin normalleşmesi ve çıplak hayatın üretimi tek bir mantıkta buluşur: olağanüstü olanın olağanlaştığı bir düzen.
İstisna mekânı yalnız hapis ve gözaltı bölgeleriyle sınırlı da değildir; bazen tam da "koruma" diliyle kurulur. Turan'ın Irak, Bosna, Ruanda ve Suriye örneklerini Agamben'in homo sacer kavramı çevresinde okuduğu çözümlemede gösterdiği gibi, insani krizlerde sivilleri korumak için ilan edilen "güvenli bölgeler", risk altındaki nüfusu sınırlı bir alanda tutarak çoğu kez güvenliği sağlamak yerine onu derinleştirir; bu bölgelerdeki siviller, öldürülmeleri hâlinde siyasal ve hukukî denetimden yoksun bırakılan birer çıplak hayata dönüşür.10 Böylece istisna hali, yalnız düşmana karşı değil, korunması gerekene karşı da kurulabilir: güvenliğin mekânı, koruma vaadinin altında da bir kayıtsızlık bölgesi üretebilir.
Bununla birlikte bu kuramsal çerçeve eleştiriden muaf değildir. Büyükbay'ın Agamben okumalarına ilişkin değerlendirmesinde derlediği gibi, çıplak hayat kavramı hem modern yönetimi eleştirecek güçlü bir araç hem de —Genel, Finlayson ve Leshem gibi yazarların itirazlarında belirginleşen— fazlasıyla bütünleştirici, her dışlanmayı aynı mantığa indirgeme riski taşıyan bir kavramdır.11 Bu uyarı, istisna çözümlemesini geçersiz kılmaz; ama onu, her olağanüstü tedbiri peşinen "kampa" benzetmekten alıkoyacak bir ayrım duygusuyla kullanmayı gerektirir. Çalışmanın savı da bu ölçüyü gözetir: mesele istisnanın varlığı değil, onun istisna olarak kalıp kalmadığıdır.
Buradan çıkan sonuç, hukukçu için özellikle rahatsız edicidir. Hukuk devleti fikri, iktidarın hukukla sınırlanmasını varsayar; oysa istisna hali, iktidarın hukuku kendi kararıyla askıya alabildiği bir alan açar. Güvenlik adına bu alan ne kadar genişlerse, hukukun sınırlayıcı işlevi o kadar daralır. Mesele, olağanüstü tedbirlerin hiç alınmaması değil; bu tedbirlerin istisnaî ve geçici niteliğini koruyup koruyamadığıdır. Normalleşen bir istisna, artık istisna değil, adı konmamış bir kuraldır.
Sonuç
Bu çalışma, olağanüstü halin çağımızda bir istisna olmaktan çıkıp giderek bir yönetim kuralına dönüştüğünü ileri sürmüştür. Bu dönüşümün motoru güvenliktir: savaş ile barışın, savaş erki ile polis erkinin güvenlik adına bulanıklaşması, kalıcı bir seferberlik hâli yaratır; tehdit süreklileştikçe, ona karşı alınan olağanüstü yetkiler de süreklileşir. Schmitt'te egemenliğin açığa çıktığı an olan istisna, Agamben'de modern politikanın kalıcı paradigmasına dönüşür; Guantanamo gibi mekânlar ise bu paradigmanın somut hâlidir.
Hukuk açısından buradaki asıl tehlike, olağanüstü tedbirlerin varlığı değil, geçicilik ve istisnaîlik niteliğini yitirmesidir. Hukuk devleti, iktidarı sınırlama iddiasını ancak istisnayı gerçekten istisna olarak tutabildiği ölçüde sürdürebilir. İstisnanın olağanlaştığı yerde hukuk, sınırlayan değil, askıya alınmayı meşrulaştıran bir araca dönüşür. Bu nedenle çağdaş hukuk ve siyaset düşüncesinin önündeki mesele, olağanüstü hâli tümüyle reddetmek değil, onu yeniden istisna hâline getirebilecek, yani süresini, kapsamını ve denetimini bağlayıcı biçimde sınırlandırabilecek çerçeveleri düşünmektir. Bu çalışma, "olağanüstü" sözcüğünün çoktan içini boşalttığı bir çağda, asıl sorunun istisnanın varlığı değil, onun kural hâline gelmesi olduğunu göstermeyi amaçlamıştır.
Kaynakça
- Agamben, Giorgio. İstisna Hâli. Çev. Kemal Atakay. İstanbul: Otonom Yayıncılık, 2006.
- Arıöz, Zeynep ve Muhammed Kürşad Özekin. "Olağanüstü Hal Çerçevesinde Hukuk ve Siyaset İlişkisi: ABD'nin Teröre Karşı Savaşı ve İstisna Halinin Mekânsal Temsilleri Olarak Guantanamo ve Ebu Gureyb." Güvenlik Çalışmaları Dergisi 23, sy. 2 (2021).
- Büyükbay, Can. "The Politics of Exclusion: Giorgio Agamben's Concept of Bare Life and Its Political Implications." International Journal of Social Inquiry 19, sy. 1 (2026): 175-190.
- Çelebi, Aykut. "Modernin 'Yasası' Olarak Kamp: Şiddet ve Politika Üzerine Bir Değerlendirme." Kültür ve İletişim 2, sy. 2 (1999).
- Ercan, Damla. "Schmitt'in 'Olağanüstü Hal'i ile Agamben'in 'İstisna Hali': Karşılaştırmalı Bir Değerlendirme." Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi 11, sy. 1 (2021).
- Kahveci, Turgay ve Kadir Aras. "Hukuk-İktidar İlişkisi Üzerine Tarihsel ve Kuramsal Bir Soruşturma: Carl Schmitt, Walter Benjamin ve Giorgio Agamben'de Hukuk-İktidar İlişkisi." FLSF Felsefe ve Sosyal Bilimler Dergisi, sy. 31 (2021).
- Neocleous, Mark. Savaş Erki, Polis Erki (orijinal: War Power, Police Power). Edinburgh: Edinburgh University Press, 2014. [Türkçe çeviriden yararlanılmıştır.]
- Turan, Gözde. "Safe Area Theory and Practice: Security for Civilians or Creating New States of Exception during Humanitarian Crises?" The Turkish Yearbook of International Relations 52 (2021).
- Ünlü, Özlem. "On Agamben's Sovereign Exception: The Political Ontology of Sovereignty." FLSF Felsefe ve Sosyal Bilimler Dergisi, özel sayı, sy. 41 (2025): 263-279.
- Yağbasan, Elif Berfin. "İstisnalar Kaideyi Bozar mı? Agamben ve Çıplak Hayat." Mersin Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 1, sy. 1 (2017).
Sonnotlar
- Neocleous, Savaş Erki, Polis Erki, Giriş. ↩
- Neocleous, Savaş Erki, Polis Erki, "Savaş Erki, Polis Erki" bölümü. ↩
- Ercan, "Schmitt'in 'Olağanüstü Hal'i ile Agamben'in 'İstisna Hali'," 1. bölüm. ↩
- Yağbasan, "İstisnalar Kaideyi Bozar mı?," özet. ↩
- Kahveci ve Aras, "Hukuk-İktidar İlişkisi," Agamben bölümü. ↩
- Bu yargı, istisna halini modern egemenliğin kurucu ilkesi sayan Agamben okumalarının ortak izleğidir; krş. Ercan, "Schmitt'in 'Olağanüstü Hal'i ile Agamben'in 'İstisna Hali'." ↩
- Ünlü, "On Agamben's Sovereign Exception," öz ve 275. ↩
- Çelebi, "Modernin 'Yasası' Olarak Kamp," özet. ↩
- Arıöz ve Özekin, "Olağanüstü Hal Çerçevesinde Hukuk ve Siyaset İlişkisi," özet. ↩
- Turan, "Safe Area Theory and Practice," öz ve 38. ↩
- Büyükbay, "The Politics of Exclusion," 176. ↩
Bu metin bilimsel tartışma ve bilgilendirme amaçlı bir çalışmadır; hukuki danışmanlık niteliği taşımaz. Taslak metindir, yazarın nihai onayından sonra yayımlanacaktır.