Özet
Bu çalışma, küreselleşme çağında ulus-devlet egemenliğinin dönüşümünü, Michael Hardt ve Antonio Negri'nin "İmparatorluk" tezi üzerinden, siyaset bilimi ile uluslararası hukuk kesişiminde tartışmaktadır. Çalışmanın çıkış noktası, iki yüzyıldır siyasal düzenin temel birimi olan ulus-devletin, küresel sermaye akışları ve uluslarüstü kurumlar karşısında egemenlik tekelini yitirip yitirmediği sorusudur. Hardt ve Negri, yerini emperyalizmin değil, merkezi ve sınırı olmayan yeni bir egemenlik biçiminin —İmparatorluk'un— aldığını ileri sürer. İzlenen yöntem kuramsaldır; tezin kavramsal çerçevesi ile bu çerçevenin uluslararası hukuk düzenine, Birleşmiş Milletler'e ve "haklı savaş" pratiğine ilişkin sonuçları birlikte okunmuştur. Çalışma, tezin küreselleşme ve egemenlik boyutuyla sınırlandırılmış olup belirli bir devletin güncel dış politikasına ilişkin bir değerlendirme taşımaz.
Çalışma, ulus-devlet egemenliğinin "sona ermek"ten çok bir başkalaşım geçirdiğini; egemenliğin toprağa bağlı, tekil ve sınırlı biçiminden, ağ biçiminde işleyen, merkezsiz ve sınırsız bir küresel düzene kaydığını ileri sürer. Bu yeni düzenin kendine özgü bir hukuku vardır: Birleşmiş Milletler ve uluslararası hukukun gelişimi, küresel bir egemenliğin hukukî iskeletini kurar; bu düzen barışı "haklı savaş" ve sürekli müdahale yoluyla sağladığı ölçüde de kendi meşruiyet sorununu üretir. Egemenliğin küreselleşme çağındaki yeni biçimini hukukun diliyle kavramak isteyen okuyucu için çalışma, "İmparatorluk" tezini hem açıklayıcı gücü hem sınırlarıyla ele alan bütüncül bir çerçeve sunmayı amaçlar.
Anahtar kelimeler: İmparatorluk, Küreselleşme, Egemenlik, Ulus-Devlet, Uluslararası Hukuk · Keywords: Empire, Globalization, Sovereignty, Nation-State, International Law
İki yüzyıldır siyasal düzenin temel birimi ulus-devlet oldu. Egemenlik bir toprağa, bir sınıra ve bir halka bağlıydı; her devlet, kendi sınırları içinde en yüksek ve bölünmez otoriteydi. Küreselleşme bu çerçeveyi sarstı. Sermaye, bilgi ve insan akışları sınırları aştıkça, devletin "kendi sınırları içinde tek söz sahibi" olduğu varsayımı giderek bir kurguya dönüştü. Peki egemenlik gerçekten ortadan mı kalkıyor, yoksa biçim mi değiştiriyor?
Michael Hardt ve Antonio Negri, 2000'de yayımladıkları İmparatorluk adlı çalışmada bu soruya çarpıcı bir yanıt verdiler: ulus-devletin egemenliği gerilerken, yerini emperyalizmin değil, yepyeni bir egemenlik biçiminin aldığını ileri sürdüler. Onların "İmparatorluk" dediği şey, belirli bir ülkenin başka ülkeler üzerindeki hâkimiyeti değil; merkezi ve toprak sınırı olmayan, bütün küreyi kaplayan, ağ biçiminde işleyen bir iktidardır. Bu çalışmanın sorunsalı tam da bu iddiada düğümlenir: Eğer egemenlik artık ulus-devlette değilse, nereye gitmiştir; ve bu yeni küresel düzenin bir hukuku var mıdır?
İzlenen yöntem kuramsaldır. "İmparatorluk" tezinin egemenlik çözümlemesi, bu çözümlemenin uluslararası hukuk düzenine ilişkin sonuçlarıyla birlikte okunmuş; kavram, hukukçunun aşina olduğu egemenlik, Birleşmiş Milletler ve müdahale meseleleriyle ilişkilendirilmiştir. Çalışmanın kapsamı tezin küreselleşme ve egemenlik boyutuyla sınırlandırılmış; emek, çokluk ve biyopolitik üretim gibi tezin diğer eksenleri yalnız egemenlik tartışmasını aydınlattığı ölçüde anılmıştır. Çalışma, herhangi bir devletin güncel dış politikasına ilişkin bir yargı taşımaz. Literatür "İmparatorluk" tezini çoğu kez ya bir küreselleşme övgüsü ya da soyut bir felsefe metni olarak ele alır; bu çalışmanın farkı, tezi bir egemenlik ve hukuk sorunu olarak, yani devletin ve uluslararası düzenin geleceğine ilişkin somut bir soru olarak okumaktır.
Emperyalizmden İmparatorluğa: Merkezsiz Bir Egemenlik
Hardt ve Negri'nin temel ayrımı, "emperyalizm" ile "İmparatorluk" arasındadır. Emperyalizm, bir ulus-devletin merkez olarak kendi sınırlarını dünyaya doğru genişletmesiydi; merkezi, çevresi ve sınırları vardı. İmparatorluk ise bu merkezi yapıyı aşar: Aykutalp ve Çelik'in özetlediği gibi, İmparatorluk, ulus-devletlerin siyasal sınırlarını aşan, küresel uzamda ağ mantığıyla işleyen yeni bir egemenlik ve yönetim biçimidir.1 Bu egemenliğin bir başkenti, bir merkezi gücü yoktur; ulus-devletler, uluslarüstü kurumlar, küresel şirketler ve hukukî düzenlemelerden oluşan karma bir yapı içinde dağılmıştır.
Bu kavrayış, ulus-devletin "sonu" tezinden dikkatle ayrılmalıdır. Ekren'in vurguladığı gibi, İmparatorluk, küreselleşmenin yarattığı yeni düzen içinde iktidarın işleyiş biçimini açıklar; egemenlik ulusal sınırların ötesine taşar, ama ulus-devletler büsbütün ortadan kalkmaz, küresel iktidarın düğüm noktaları olarak işlevlerini sürdürürler.2 Duman'ın isabetle belirttiği gibi, bugün içinde yaşadığımız dünyayı biçimlendiren dinamikler, klasik emperyalizmi aşan, zamandan ve mekândan bağımsızlaşmış bir iktidar mantığıdır.3 Dolayısıyla doğru soru "egemenlik bitti mi" değil, "egemenlik nereye ve hangi biçimde kaydı" sorusudur.
Dünya Düzeninin Hukuku: Birleşmiş Milletler, Kelsen ve Küresel Egemenlik
Bu yeni egemenliğin en somut göründüğü alan hukuktur. Hardt ve Negri, İmparatorluk'un kuruluşunu salt iktisadi değil, aynı zamanda hukukî bir süreç olarak okur: küresel bir düzenin doğuşu, onu meşrulaştıracak bir hukukî çerçevenin doğuşuyla iç içedir.4 Bu noktada Birleşmiş Milletler kilit bir eşik oluşturur. BM, bir yandan hâlâ egemen ulus-devletlerin eşitliği ilkesine dayanır; öte yandan, ulus-devletin üzerinde, ona aşkın bir hukukî otoritenin imkânını taşır. Hardt ve Negri, bu ikircikliği Kelsen'in hukuk kuramına başvurarak okur: Kelsen için hukuk düzeni, en üstte tek bir temel norma dayanan bütünlüklü bir piramittir ve bu mantık, mantıksal olarak tek bir dünya hukuk düzenine, yani uluslarüstü bir egemenliğe işaret eder.5 Böylece BM ve uluslararası hukukun gelişimi, Westphalia düzeninin ulus-devlet egemenliğini aşan küresel bir egemenliğin hukukî iskeletini örer.
Bu çözümleme, hukukçu için tanıdık bir gerilimi açığa çıkarır. Uluslararası hukuk, klasik olarak egemen devletlerin rızasına dayanan, yatay bir düzen olarak kurgulanır; her devlet, ancak kabul ettiği kurallarla bağlıdır. Oysa küresel düzenin hukuku, giderek devletlerin rızasının ötesinde, onlara aşkın bir normatif çerçeve iddiası taşır. Özekin'in gösterdiği gibi, "İmparatorluk" kavramı tam da çağdaş uluslararası politikanın bu yeni niteliğini —devletler-arası bir düzenden devletler-üstü bir düzene geçişi— kavramaya elverişlidir.6 Ne var ki bu aşkınlığın kendisi, bir meşruiyet sorunu doğurur: Devletlerin rızasına dayanmayan küresel bir hukuk, kimin adına ve kimin lehine konuşur?
Haklı Savaş ve Müdahale: İmparatorluğun Polisi
Bu meşruiyet sorunu, en keskin biçimde "haklı savaş" meselesinde görünür. Hardt ve Negri'ye göre İmparatorluk, dışında bir düşmanı olmayan, yani sınırı olmayan bir iktidar olduğu için, klasik anlamda savaş yürütmez; bunun yerine, kendi düzenini bozan unsurlara karşı sürekli bir "polis" işlevi görür. Bu çerçevede savaş, iki egemen devlet arasındaki bir çatışma olmaktan çıkıp, küresel düzeni koruyan bir müdahaleye, bir tür "haklı savaşa" dönüşür.7 Düzenin koruyucusu olarak müdahale, hukukî bir polis eylemi gibi sunulur; bu da savaş ile barış arasındaki klasik ayrımı, tıpkı güvenlik çağında olduğu gibi, bulanıklaştırır.
Çakır'ın isabetle gösterdiği gibi, geleneksel anlamıyla savaşı Batılı Hristiyan dünyası için metafizik bir çerçevede haklılaştıran "haklı savaş" kavramı, postmodern çağda İmparatorluk aygıtının küresel askerî müdahalelerini evrensel değerler —barış ve adalet— adına haklılaştıran bir nosyona dönüşmüştür; ulus-üstü yönetim organları, yeni bir hak ve adalet anlayışı üzerinden savaşları meşrulaştırır.8 Üstelik bu polis işlevi salt askerî değildir: Hardt ve Negri için İmparatorluk, "biyo-iktidarın paradigmatik biçimi"dir; düzeni, sınırı olmayan bir alanda doğrudan toplumsal hayatın ve nüfusun üretimi üzerinden kurar. Böylece küresel egemenliğin "haklı savaşı", olağanüstü hal çözümlemesinde görülen güvenlik-temelli polis mantığının uluslararası ölçekteki karşılığı gibi işler.
Bu okuma, çağdaş uluslararası hukukun en tartışmalı kurumlarıyla doğrudan bağlantılıdır. İnsani müdahale ve koruma sorumluluğu gibi kavramlar, tam da küresel bir düzenin, kendi normlarını ulus-devlet egemenliğine karşı işletme iddiasının hukukî ifadeleridir. "İmparatorluk" tezi, bu kurumların ardındaki egemenlik dönüşümünü görünür kılar: koruma adına yapılan müdahale, bir yandan insanî bir kazanım, öte yandan küresel bir iktidarın kendi düzenini dayatma aracı olarak okunabilir. Tezin asıl katkısı, bu ikiliği bir çelişki olarak değil, yeni egemenlik biçiminin kurucu gerilimi olarak ortaya koymasındadır.
Bununla birlikte tez eleştiriden muaf değildir. "İmparatorluk" kavramı, küresel iktidarı bazen fazlasıyla bütünlüklü, tek bir mantığa indirgenebilir bir yapı gibi sunmakla; ulus-devletlerin, özellikle güçlü devletlerin küresel düzendeki belirleyici ağırlığını hafife almakla eleştirilmiştir. Bu itiraz literatürde somut biçimler almıştır: tezin bizzat post-modern bir "büyük anlatı" olduğu (Özcan), küreselleşmeye hâkim devletleri devre dışı bıraktığını ilan etmesine rağmen bu baskın devletlerin ulus-üstü örgütlerdeki belirleyici ağırlığının sürdüğü (Elsässer) yönündeki değerlendirmeler, merkezsizlik iddiasının sınırlarını gösterir.9 Benzer biçimde Chantal Mouffe, Hardt ve Negri'ye atfettiği bir "geri çekilme stratejisi" üzerinden, içkin bir karşı-gücün çatışmacı siyaseti ikame edemeyeceğini ileri sürerek tezin siyasal kapasitesini sorgular.10 Egemenliğin merkezsizleştiği iddiası, bazı merkezlerin diğerlerinden çok daha güçlü olduğu gerçeğini gölgeleyebilir. Kavramın çözümsel değeri, ancak bu eşitsizliği —yani küresel düzenin kimi aktörler lehine işlediğini— hesaba kattığında korunur.
Sonuç
Bu çalışma, küreselleşme çağında ulus-devlet egemenliğinin sona ermekten çok bir başkalaşım geçirdiğini ileri sürmüştür. Egemenlik, toprağa bağlı, tekil ve sınırlı biçiminden; ağ biçiminde işleyen, merkezsiz ve sınırsız bir küresel düzene doğru kaymaktadır. "İmparatorluk" tezi, bu kaymayı kavramak için güçlü bir çerçeve sunar: ulus-devletin çözülüşünü bir boşluk olarak değil, yeni bir iktidar biçiminin doğuşu olarak okur. Bu yeni düzenin kendine özgü bir hukuku vardır; Birleşmiş Milletler ve uluslararası hukukun gelişimi, ulus-devlet egemenliğini aşan küresel bir egemenliğin hukukî iskeletini kurar.
Ancak bu çerçevenin asıl değeri, gizlediği gerilimi açığa çıkarmasındadır. Küresel bir hukuk düzeni, devletlerin rızasının ötesine geçtiği ölçüde meşruiyetini nereden alacağı sorusuyla; barışı "haklı savaş" ve sürekli müdahale yoluyla sağladığı ölçüde de koruma ile tahakküm arasındaki çizginin bulanıklığıyla yüzleşmek zorundadır. Egemenliğin yeni biçimini ne kutlamak ne de yadsımak gerekir; onu, kimin lehine ve hangi hukukî güvencelerle işlediği sorusuyla birlikte düşünmek gerekir. Hardt ve Negri'nin bu soruya kendi yanıtı, sınırlamanın İmparatorluk'a dışarıdan değil, ancak içeriden gelebileceğidir: dışarısı olmayan bir iktidar, kendi içinde onu dönüştürebilecek içkin bir karşı-gücü —"çokluk"u— de üretir.11 Bu çalışma egemenlik eksenini esas aldığından çokluğu yalnızca bu sınır sorusunu aydınlattığı ölçüde anar; ne var ki tezin asıl katkısı da buradadır: "İmparatorluk", bir yanıt vermekten çok doğru soruyu kurar ve küreselleşme çağında hukukun temel meselesini, sınırları aşan bir iktidarın nasıl sınırlanabileceği sorusunda düğümler.
Kaynakça
- Aykutalp, Aykut ve Adem Çelik. "Antonio Negri ve Michael Hardt Düşüncesinde İmparatorluk, Çokluk ve Biopolitik Üretim Kavramları Üzerine." Kaygı. Bursa Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Felsefe Dergisi, sy. 31 (2018).
- Çakır, Halil. "Haklı Savaş Kavramına Post-Modern Bir Yaklaşım Olarak M. Hardt ve A. Negri'nin İmparatorluk Tezi." Humanitas 4, sy. 8 (2016): 31-45.
- Çalcı, Sercan. "On the Analysis of Power and Subjectivity in Negri and Hardt." FLSF Felsefe ve Sosyal Bilimler Dergisi, sy. 27 (2019).
- Duman, Mehmet Zeki. "İmparatorluk Nostaljisi: Michael Hardt ve Antonio Negri'de Egemenlik ve İmparatorluk." Liberal Düşünce Dergisi, sy. 95 (2019).
- Ekren, Alican. "Antonio Negri ve Michael Hardt'ın 'İmparatorluk' ve 'Çokluk' Tezleri Üzerinden 'Küreselleşme' Değerlendirmesi." Akademik Düşünce Dergisi, sy. 8 (2025).
- Hardt, Michael ve Antonio Negri. İmparatorluk. Çev. Abdullah Yılmaz. İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 2001.
- Özekin, Muhammed Kürşad. "Empire as a Conceptualization of 'International' in the Age of Globalisation." Cumhuriyet Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi 20, sy. 1 (2019).
Sonnotlar
- Aykutalp ve Çelik, "İmparatorluk, Çokluk ve Biopolitik Üretim," özet. ↩
- Ekren, "'İmparatorluk' ve 'Çokluk' Tezleri Üzerinden 'Küreselleşme'," özet. ↩
- Duman, "İmparatorluk Nostaljisi," özet. ↩
- Hardt ve Negri, İmparatorluk, "Dünya Düzeni" bölümü. ↩
- Hardt ve Negri, İmparatorluk, "Birleşmiş Milletler" altbölümü; Kelsen okuması için bkz. aynı yer. ↩
- Özekin, "Empire as a Conceptualization of 'International'," özet. ↩
- Hardt ve Negri, İmparatorluk, müdahale ve "haklı savaş" tartışması. ↩
- Çakır, "Haklı Savaş Kavramına Post-Modern Bir Yaklaşım," 31, 34. ↩
- Çakır, "Haklı Savaş Kavramına Post-Modern Bir Yaklaşım," 43 (Özcan ve Elsässer'e atıfla). ↩
- Çalcı, "On the Analysis of Power and Subjectivity in Negri and Hardt," öz. ↩
- Aykutalp ve Çelik, "İmparatorluk, Çokluk ve Biopolitik Üretim," çokluk tartışması. ↩
Bu metin bilimsel tartışma ve bilgilendirme amaçlı bir çalışmadır; hukuki danışmanlık niteliği taşımaz. Taslak metindir, yazarın nihai onayından sonra yayımlanacaktır.