Özet
Bu çalışma, küreselleşmenin yereli türdeşleştirerek ortadan kaldırıp kaldırmadığı sorusunu, son otuz yılın toplumsal kuramında giderek merkezîleşen glokalizm (küyerelleşme) kavramı üzerinden tartışmaktadır. Yaygın kanı, küreselleşmeyi yerelin karşısında yükselen, onu eriten tek yönlü bir akış olarak resmeder; bu çalışma ise yerel ile küresel arasındaki ilişkinin bir karşıtlık değil, karşılıklı kuruluş ilişkisi olduğu varsayımından hareket eder. Sorun, kavramın çıkış bağlamı, kent ölçeğindeki görünümü ve eleştirisi izlenerek; kuramsal literatür ile küresel kent yazınının karşılaştırmalı okumasıyla ele alınmıştır. Birincil tartışma metinleri ile kente ilişkin ikincil kaynaklar bir araya getirilmiş, yerelin küreselleşme karşısında edilgen biçimde gerileyen bir kalıntı mı yoksa bizzat küresel süreçler içinde yeniden üretilen bir kuruluş mu olduğu sorgulanmıştır.
Çalışma, glokalizmin yalnızca bir uyum ya da pazarlama söylemi olmadığını; yerelin, küreselin türdeşleştirici basıncı altında ortadan kalkmak yerine farklılaşarak yeniden kurulduğunu, dolayısıyla küresel ile yerelin aynı sürecin iki yüzü olduğunu ileri sürmektedir. Yerel-küresel ilişkisini bir karşıtlık olarak kuran yaklaşımların açıklayamadığı melezlik ve eşzamanlılık olgularını görünür kılması bakımından kavramın çözümsel değeri savunulmaktadır. Küreselleşmeyi tek yönlü bir kayıp anlatısı olarak okuyan yaygın bakışa eleştirel bir karşılık geliştirmek isteyen okuyucu için çalışma, kavramı hem imkânları hem sınırlarıyla ele alan bütüncül bir çerçeve sunmayı amaçlamaktadır.
Anahtar kelimeler: Glokalizm, Küreselleşme, Yerellik, Diyalektik, Kent · Keywords: Glocalization, Globalization, Locality, Dialectic, City
Küreselleşme üzerine yürütülen tartışmaların büyük bölümü, sessiz bir varsayımı paylaşır: küresel olan ilerledikçe yerel olan geriler. Bu varsayım, gündelik dilden akademik metinlere kadar uzanan geniş bir alanda, küreselleşmeyi bir türdeşleşme ve dolayısıyla bir kayıp anlatısı olarak kurar. Oysa aynı dönemde yerel kimliklerin, dillerin, kentsel farklılıkların yalnızca direnmekle kalmayıp çoğaldığı; küresel olanın her yerelde başka bir biçim aldığı gözlemi, bu düz çizgisel anlatıyla çelişir. Bu çalışmanın sorunsalı tam da bu çelişkide düğümlenir: Eğer küreselleşme gerçekten türdeşleştiriyorsa, yerel farklılıklar neden silinmek yerine yeniden üretilmektedir?
Bu soruya verilecek yanıt, yerel ile küreseli birbirinin karşısına koyan kavramsal çerçevenin yeniden düşünülmesini gerektirir. Çalışma, bu yeniden düşünmenin aracı olarak glokalizm kavramını seçmektedir. Amaç, kavramı bir slogan olmaktan çıkarıp yerel-küresel ilişkisinin diyalektik niteliğini açıklayan bir çözümleme aygıtı olarak sınamaktır. İzlenen yöntem kuramsaldır: kavramın doğduğu toplumsal kuram metinleri ile kavramın en somut göründüğü kent ölçeğine ilişkin yazın karşılaştırmalı biçimde okunmuş; birincil tartışma kaynakları ile ikincil kent kaynakları arasında bir köprü kurulmaya çalışılmıştır. Çalışmanın kapsamı, 1990 sonrası kavramsal tartışmayla ve kavramın kuramsal-kentsel görünümleriyle sınırlandırılmıştır; ampirik bir saha araştırması iddiası taşımaz.
Literatürde küreselleşme genellikle ya kutlanır ya da yas tutulur; her iki tutum da yerel-küresel ilişkisini tek yönlü kurar. Bu çalışmanın doldurmaya çalıştığı boşluk, kavramı bu ikili tuzaktan çıkarıp ilişkinin çift yönlülüğünü ve eşzamanlılığını öne alan bir okuma sunmaktır. Aşağıdaki sayfalarda önce kavramın çıkış bağlamı ve anlamı, ardından kent ölçeğindeki görünümü, son olarak kavrama yöneltilen eleştiriler ele alınacak; böylece glokalizmin neyi açıkladığı kadar neyi açıklayamadığı da gösterilmeye çalışılacaktır.
Bir Kavramın Doğuşu: Türdeşleşmeyle Farklılaşmanın Eşzamanlılığı
Glokalizm kavramının toplumsal kurama girişi, çoğu kez sanıldığı gibi bir akademik buluş değil, bir iş diline öykünmedir. Robertson, kavramın kökenini Japoncadaki dochakuka teriminde bulur; başlangıçta tarımsal bir tekniğin yerel koşullara uyarlanmasını anlatan, sonradan küresel ürünlerin yerel pazarlara göre biçimlendirilmesini ifade eden bu sözcüğü, küresel ile yerelin karşıtlığını sorgulayan bir kavrama dönüştürür.1 Robertson'ın katkısı, küreselleşmeyi türdeşleşmeyle özdeşleştiren yaygın kavrayışı tersine çevirmesinde yatar: ona göre küreselleşme, tikelin evrenselleşmesi kadar evrenselin tikelleşmesidir de. Başka bir deyişle küresel olan, yerele nüfuz ederken aynı anda yerel tarafından dönüştürülür.
Bu kavrayış, küreselleşmeyi bir merkezden çevreye yayılan tek yönlü akış olarak gören modelleri zayıflatır. Appadurai'nin küresel kültürel akışları birbirinden kopuk ve düzensiz "ölçekler" olarak çözümlemesi, aynı sezgiyi farklı bir dille sürdürür; küresel olanın her yerde aynı sonucu doğurmadığını, akışların yerel bağlamlarda kırılarak öngörülemez bileşimler ürettiğini gösterir.2 Buradan çıkan sonuç açıktır: türdeşleşme ile farklılaşma birbirini izleyen iki aşama değil, aynı sürecin eşzamanlı iki yüzüdür. Glokalizm kavramının çözümsel değeri de bu eşzamanlılığı kavramaya elverişli olmasından gelir. Nitekim türdeşleşme kutbu da kavramsal bir karşılığa sahiptir: Ritzer, küresel ölçekte yayılan, yerele kayıtsız ve büyüme odaklı biçimleri groballeşme (grobalization) olarak adlandırır ve bunu glokalleşmenin karşı kutbu olarak konumlandırır.3 Yerel ile küreselin gerçek ilişkisi, çoğu kez bu iki eğilimin gerilimli bileşiminde belirir.
Bununla birlikte kavramın gücü, aynı zamanda zayıflığının da kaynağıdır. Bauman'ın hatırlattığı gibi, küreselleşme herkes için aynı anlama gelmez; kimi için sınırların açılması, kimi için ise yerel olana çakılıp kalmaktır.4 Yerel ile küreselin karşılıklı kuruluşunu vurgulayan bir kavram, bu kuruluşun eşitsiz koşullarda gerçekleştiğini gözden kaçırırsa, farklılığın yüceltilmesine indirgenebilir. Bu nedenle kavramı, yalnızca bir uyum hikâyesi olarak değil, eşitsiz bir güç ilişkisi içinde okumak gerekir. Bu eşitsizliği kavramın merkezine taşıyan bir başka damar, glokalleşmeyi kültürel bir olgudan çok bir ölçek politikası olarak okur: Swyngedouw'a göre küresel ve yerel, verili düzeyler değil, sermaye ile iktidarın sürekli yeniden ürettiği ölçeklerdir; dolayısıyla glokalleşme, asıl olarak ölçeklerin kimin lehine yeniden düzenlendiği sorusudur.5
Kentin Ölçeğinde Glokalizm: Yerelin Yeniden Üretimi
Yerel ile küreselin karşılıklı kuruluşunun en somut göründüğü ölçek kenttir. Sassen'in küresel kent çözümlemesi, küreselleşmenin mekânsız bir akış olmadığını; tersine, yönetildiği, denetlendiği ve örgütlendiği belirli kentsel düğümlere ihtiyaç duyduğunu gösterir.6 Küresel sermaye akışları ne kadar yer-bağımsız görünürse görünsün, bu akışların eşgüdümü için yerel olarak yoğunlaşmış emek, hizmet ve altyapıya gereksinim vardır. Böylece küresel olan, yereli aşmak yerine belirli yerellerde maddileşir.
Bu maddileşme, yerelin edilgen bir alıcı olmadığını ortaya koyar. Topal ve Bilgili'nin küresel kent yazınını değerlendiren incelemesi, kentlerin küreselleşmenin sunduğu olanaklarla bir hiyerarşi içinde yeniden konumlandığını; kimi kentlerin bu süreçte "dünya kenti" niteliği kazanırken kimilerinin geri planda kaldığını saptar.7 Buradaki kilit nokta, kentin küresel sürece eklemlenmesinin onu türdeşleştirmediği, tersine kendi tarihsel ve mekânsal özgüllüğünü bir rekabet kaynağına dönüştürdüğüdür. Yerel olan, küresel görünürlük uğruna silinmez; aksine pazarlanabilir bir farklılığa çevrilerek yeniden üretilir.
Bu çift yönlülüğün somut bir örneği İstanbul'dur. Keyder'in derlediği çözümlemeler kenti "küresel ile yerel arasında" bir eşik olarak okur: İstanbul, küresel sermaye ve hizmet ağlarına eklemlenirken kendi tarihsel dokusunu, mahalle ölçeğini ve kültürel özgüllüğünü bu eklemlenmenin hem aracı hem bedeli kılar.8 Kentin bir finans merkezi ya da "dünya kenti" olarak yeniden konumlanışını inceleyen geniş Türkçe lisansüstü yazın da aynı gerilimi farklı mahalle ve sektör ölçeklerinde belgeler; küresele eklemlenme, kimi yerelleri görünür kılarken kimilerini kentsel dönüşümün kıyısına iter.
Tam da bu noktada glokalizmin diyalektik niteliği görünür hâle gelir. Kent, bir yandan küresel ölçeğe bağlanırken öte yandan yerel kimliğini bu bağlanmanın aracı kılar. Yerel farklılık, küreselin dışında kalan bir artık değil, küresele katılmanın koşuludur. Dolayısıyla "küreselleşme yereli ortadan kaldırır mı?" sorusunun yanıtı, kent ölçeğinde olumsuzdur: küreselleşme yereli ortadan kaldırmaz, onu yeniden biçimlendirir ve çoğu kez güçlendirir. Ancak bu yeniden biçimlendirmenin kimin lehine işlediği ayrı bir sorudur ve kavramın eleştirisini gerektirir.
Kavramın Sınırı: Uyum Söylemi mi, Çözümleme mi?
Glokalizm kavramına yöneltilen en güçlü itiraz, onun çoğu kez bir çözümleme aracı olmaktan çıkıp bir uyum ve pazarlama söylemine dönüşmesidir. "Küresel düşün, yerel davran" formülünde özetlenen bu kullanım, yerel-küresel gerilimini bir yönetim tekniğine indirger ve sürecin eşitsizliklerini görünmez kılar. Kavram bu hâliyle, küreselleşmenin yarattığı farklılıkları kutlarken bu farklılıkların hangi güç ilişkileri içinde üretildiğini sormaktan kaçınabilir. Bu indirgenmenin izini Türkçe literatürde sürmek mümkündür: kavramı ele alan çalışmaların önemli bölümü onu bir pazarlama ve marka-uyarlama tekniği olarak kullanır; oysa kavramın siyasal-iktisadi yükü, ancak onu yönetişim ve neoliberal kurumsallaşma bağlamında okuyan çözümlemelerde görünür hâle gelir.9
Bu eleştiri haklı olmakla birlikte kavramı tümüyle geçersiz kılmaz. Bauman'ın eşitsizlik vurgusunu ciddiye alan bir glokalizm okuması, yerelin yeniden üretiminin herkes için aynı sonucu doğurmadığını teslim eder: aynı küresel süreç, kimi yerelleri görünür ve hareketli kılarken kimilerini yerinde sabitler. Kavramın çözümsel değeri, ancak bu eşitsizliği merkeze aldığında korunur. Yerel-küresel ilişkisini bir uyum hikâyesi olarak değil, eşitsiz bir karşılıklı kuruluş olarak okumak, kavramı sloganlaşmaktan kurtaran ayrımdır.
Dolayısıyla glokalizm, ne küreselleşmeyi kutlayan ne de ona yas tutan bir kavramdır; her iki tutumun da ortak varsayımını, yani yerel ile küreselin karşıtlığını reddeder. Kavramın asıl katkısı, bir yanıt vermekten çok soruyu yeniden kurmasıdır: mesele yerelin küresel karşısında hayatta kalıp kalmadığı değil, yerel ile küreselin birbirini hangi koşullarda ve kimin lehine ürettiğidir.
Kaynakça
- Appadurai, Arjun. Modernity at Large: Cultural Dimensions of Globalization. Minneapolis: University of Minnesota Press, 1996.
- Bauman, Zygmunt. Globalization: The Human Consequences. New York: Columbia University Press, 1998.
- Keyder, Çağlar (ed.). Istanbul: Between the Global and the Local. Lanham, MD: Rowman & Littlefield, 1999.
- Ritzer, George. "Rethinking Globalization: Glocalization/Grobalization and Something/Nothing." Sociological Theory 21, no. 3 (2003): 193-209.
- Robertson, Roland. "Glocalization: Time-Space and Homogeneity-Heterogeneity." Mike Featherstone, Scott Lash ve Roland Robertson (ed.), Global Modernities içinde, 25-44. London: Sage, 1995.
- Sassen, Saskia. The Global City: New York, London, Tokyo. Princeton: Princeton University Press, 1991.
- Swyngedouw, Erik. "Neither Global Nor Local: 'Glocalization' and the Politics of Scale." Kevin R. Cox (ed.), Spaces of Globalization: Reasserting the Power of the Local içinde, 137-166. New York: Guilford Press, 1997.
- Topal, Abdülkadir ve Muhamed Yunus Bilgili. "Küreselleşme Sürecinin Kentlere Yansıması: Küresel Kent / Dünya Kenti." (İnceleme metni, yazarın arşivi.)
- Yalın, Basri. "Yönetişim ve Glokalizm Bağlamında Neoliberalizmin Kurumsallaşması: Dünya Bankası." Yüksek Lisans Tezi, Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi, 2021.
Sonnotlar
- Robertson, "Glocalization," 28. ↩
- Appadurai, Modernity at Large, 33. ↩
- Ritzer, "Rethinking Globalization," 194-196. ↩
- Bauman, Globalization, 2. ↩
- Swyngedouw, "Neither Global Nor Local," 137-140. ↩
- Sassen, The Global City, 3-4. ↩
- Topal ve Bilgili, "Küreselleşme Sürecinin Kentlere Yansıması," özet. ↩
- Keyder, Istanbul: Between the Global and the Local, 3-9. ↩
- Yalın, "Yönetişim ve Glokalizm Bağlamında Neoliberalizmin Kurumsallaşması," özellikle giriş ve sonuç. ↩
Bu metin bilimsel tartışma ve bilgilendirme amaçlı bir çalışmadır; hukuki danışmanlık niteliği taşımaz. Taslak metindir, yazarın nihai onayından sonra yayımlanacaktır.